18 Ekim 2019

İki senenin ardından tekrar merhaba!

 Yazmayı bu kadar ihmal ettiğim için hep içim içimi yedi bu süre içinde. Ama gerçekten buna zaman bulamadım 😔 Bu iki senede yazılarımızı okuyan, bize mesaj atan, yorum yapan, hatta üstünden aylar yıllar geçmiş olmasına rağmen bizi merak edip ‘başarabildiniz mi?’ diye soran herkese binlerce kere teşekkür ederim. Cevap veremesek de en zorlu günlerde bize enerji verdiniz, moral oldunuz 🙏

 Son yazıyı yazdıktan sonra, tam da tarlayı ekmeye başlayacağımız zamanlarda hamile kaldım 😊 Sonra bebek heyecanı, aylarca süren mide bulantısı, hamilelik süreci, doğum.. Şimdi oğlumuz neredeyse 13 aylık oldu, ellerinizden öper.

 Tam bu arada tarla işleri bana yasaklanınca, daha önce size bahsettiğim; ailemin işlettiği restaurant ve kamp alanında annemle babama yardımcı olmaya başladık. Bu arada ablamlar da İstanbul’dan buraya taşındılar. Sonrasında restaurant kısmına biz, kamp kısmına ablamlar ağırlık verecek şekilde hep beraber burayı işletmeye başladık. Yani genç çiftçi olma hayalindeyken hayat bizi restaurant işletmecisi yaptı. 

 Hamileliğimin bulantı dönemi dışında son güne kadar çalıştım. Ama ne çalışmak! Bulaşıkçı kaçtı, ben karnım burnumda saatlerce bulaşık yıkadım. Garson gelmedi, 9 aylık halimle tepsi taşıyıp garsonluk yaptım. Onur bütün gün hem garsonluk yaptı, hem mutfağı idare etti, hem benim peşimde koştu ağır iş yapmamayım diye. İlk sezonumuz böyle geçti. Tam sezon bitince, 3 Ekim’de oğlumuz geldi aramıza. Uykusuz geceler hatta aylar, daha çok endişe, daha çok aşk, daha çok mutluluk, daha çok telaş, daha çok heyecan. Daha neler neler! Çılgınca bir lohusalık dönemim oldu. Anne aslan gibi 😊Çok acayip bir duyguymuş annelik, Allah isteyen herkese bunu nasip etsin. Her şeyiyle hayatımın en ilginç senesiydi sanırım. 

 Bu yıl yani bizim ikinci sezonumuzda restaurant konusunda çok daha deneyimliydik. Yine zorlandık, yine sıkıldık, yine yorulduk ama geçen yıl yaşadıklarımızı düşününce rahat geçirdik diyebilirim. Önümüzdeki iki sene daha restaurantı işletmeyi planlıyoruz. Aslında hayalimizden biraz uzaktayız ama başladığımız işi de yarım bırakmak istemiyoruz. Hayat anlamında bizim için çok ilginç bir tecrübe oluyor. Binlerce insanla tanışıp sohbet etme şansımız oluyor. Her türden insanı tanımak önemli bir bakış açısı oluşturuyor insanda. Bir de başkalarına hizmet etmek, insanın egosuyla ilgili en ufak bir sorunu varsa tamamen sorunu ortadan kaldırıyor. Yeter ki eline tepsiyi al, egodan tamamen arınıyorsun. Bu da gerçekten önemli bir öğreti. Mutlaka egodan arınmış şekilde yaşayan insanlar vardır ama benim yıllarca gözlemlediğim, kendim de dahil beyaz yakalılarda böyle bir sorun oluyor genelde.

 Deneyim demişken.. Doğumdan sonra çiftliğimizle ilgili bir şeyler yaptık tabii ki. Hem çiftlik, hem restaurant, hem de küçük bebek bir arada gidemeyeceği için, sadece restaurantta kullanılan ürünleri denemeye karar verdik. En azından deneyim kazanırız diye düşündük. Öyle de oldu gerçekten. Meğer biz ekip biçme konusunda hiçbir şey bilmiyormuşuz. Uygulayarak öğrenmek altın değerinde bir şey. Yaptığımız araştırmalar, sorup öğrendiğimiz, dinlediğimiz bilgiler çok yüzeysel kalıyor deneyimlemenin yanında. 

Domates, salatalık, kabak, çilek, marul, roka, dereotu, maydanoz, kavun, biber, patlıcan, bamya, fasulye, börülce ektik bu sene. Ama ağırlıklı domates işini denedik. Çünkü armut gibi içi beyaz domates yemek istemiyoruz. Çeşitli yerlerden tohum, fide edindik ve denedik. Mükemmel bir başarı sağlayamasak da bence ilk denemeye göre gayet başarılı olduk. Kasalarla domates taşıdık mutfağa. Kendi ürettiğin şeyi yemek paha biçilemez, bir de yedirmek gerçekten harika bir heyecan. 

Yeşillikleri beceremedik, çilek, fasulye olmadı desem yeridir. Patlıcan ve biber oldu ama sadece ailece tüketecek kadar oldu. Kabak ve kavuna hiç bakmadık ama bizi şaşırtıp aşırı verimli bir şekilde ürünlerini verdiler bize. Fasulye boy attı, sırığın boyunu aştı, çok verimli olacak derken 1 tane bile vermedi bize. Hemen yanında börülce ektik, resmen fışkırdı. Seneler önce çok güvendiğim ve alışveriş yaptığım bir çiftlikten sipariş etmiştim börülceyi. Yenmedi, kaldı ama çöpe atmadım. Tarlamıza kısmetmiş. Yıllarca Beylikdüzü’nde mutfak dolabında duran börülcenin tarlada büyümesini izlemek gerçekten büyüleyici. İnsan toprağın mucizesini gördükçe büyüleniyor cidden.

 Bu sene için tarla planımız, önce toprak analizi yaptırmak. Çünkü toprağı tanımıyoruz, neyi eksik neyi fazla bilmiyoruz. Önce iyice bir tanışmamız lazım ki aynı dilden konuşabilelim. Sonra planlı bir ekim yapacağız. Geçen sene oraya şu fideyi ekelim, buraya bu tohumu serpelim derken karmakarışık bir tarlamız vardı. Damla sulamayı nasıl döşeyeceğimizi hiç düşünmemişiz tabii. Canımız çıktı sonra. Bu sene planlı ve düzenli olursak sulama işini de daha kolay çözeceğiz diye umuyorum.

 İşin en acı tarafı; artık köylerde tarım yapan kalmamış. Yapıyorum diyen de yapmıyor. Alıyor hibrit tohumu, basıyor suni gübreyi, sonra ‘benim domateslerim çok güzel oldu’ diyor. Ben gelmeden önce ve ilk geldiğim zamanlarda teyzelerden öğrenirim diyordum. Öyle bir teyze olmadığını çok net gördüm. Belki başka köylerde vardır ama turizm bölgelerinde durum anlattığım gibi. Tarlalar boş, herkes otellerde çalışıyor. Bir şekilde birileri elini taşın altına sokacak, biz bu işe gönüllüyüz.

 Şimdilik bizden haberler bu kadar. Tekrar yazmak çok güzel. Yazarken tekrar yaşadık yine iki seneyi 😊 İlk fırsatta tekrar haber vereceğiz bizden.

Mutlu, sağlıklı, huzurlu günler diliyoruz hepinize.